Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Güncel duyuru yok
 
   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tekvir Suresi ve Abdussamed  (Okunma Sayısı 3978 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
~~ WebMaster ~~
*

Üye Grubu : Kur'an aşığı
Cinsiyet : Bay
Nerden : Garipler diyarı
Kayıt Tarihi : 18-10-2008, 16:05:17
Üye No : 1
Mesaj Sayısı : 634
Rep Gücü : K. Puanı 355



Kişisel Mesaj : Biz karşılıksız sevenlerdeniz..
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Çevrimdışı Çevrimdışı

573 Mesajına Toplam
1067 Kere Teşekkür Edildi

232 Mesajına Toplam
345 Kere Karma Verildi
webmaster@abdussamed.biz
« : 02-05-2009, 10:13:52 »

Kalpleri döndüren yüreklere korku salan Tekvir Suresi




Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Güneş, dürüldüğü zaman,
2. Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
3. Dağlar, yürütüldüğü zaman,
4. Gebe develer salıverildiği zaman.(1)

(1) Kur'an'ın ilk hitap ettiği toplumda gebe develer en kıymetli mallardı ve onlara gözleri gibi bakarlardı. Âyette, Kıyamet gününün dehşeti içinde insanların en kıymetli mallarından bile vazgeçip terk edecekleri gerçeğine işaret edilmektedir.

5. Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,
6. Denizler kaynatıldığı zaman,
7. Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.(2)

(2) Bu âyet, "Nefisler eşleştirildiği (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya getirildiği) zaman" şeklinde de meâllendirilebilir.

8,9. Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
10. Amel defterleri açıldığı zaman,
11. Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,
12. Cehennem alevlendirildiği zaman,
13. Cennet yaklaştırıldığı zaman,
14. Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
15,16. Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
17. Andolsun, yöneldiği zaman geceye,
18. Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,
19,20,21. O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
22. (Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
23. Andolsun o, Cebrâil'i apaçık ufukta gördü.
24. O, gayb hakkında cimri değildir.(3)

(3) Âyette, Hz. Peygamberin vahiy yoluyla aldığı bilgileri, hiçbir şey saklamadan, olduğu gibi tebliğ ettiği ifade edilmektedir.

25. Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. (Hâl böyle iken) nereye gidiyorsunuz?
27,28. O, âlemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
29. Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

Ahir zaman diliminin ünlü hafızlarından üstat Abdussamed ve Tekvir Suresi


Bugün İslam dünyasında Kur'anı güzel okuma mecrasında Tekvir denildiğinde ilk akla gelen isim Abdulbasıt Abdussamed'dir.Abdussamed'in Tekvir Suresindeki  ses ve yorum üstünlüğü adeta diğer hafızları bu konuda acze düşürmüş onun üstünde bir kıraat ve yorum sergileyerek Tekvir suresinin belağatını onun kadar güzel yansıtamamıştır.
Bu gerçek böyledir bunu herkes bilir ve takdir eder.O yüzden üzerinde en fazla amatör ve profesyonel video klip yapılan yazılan çizilen sokaklarda tv ve radyolarda Kur'andan bir damla sunma ve reklam adına teşhir etme ve dahi Abdussamedin bile cemaat ziyafetlerinde en fazla okuduğu surelerden olan yine Tekvir Suresinden başka değildir.
Abdussamed 'den Tekvir suresini dinleyenler mealine aşina olmasa bile rhunuda birşeyler galeyana gelir zerreleri titrer yüreği bir hoş olur.Tekvirin anlamına vakıf olanlarda ise ;
1. Güneş, dürüldüğü zaman,......
2. Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, mealindeki ayetlere yüksek ve tiz bir ses tonunda  ve yorumunda muhatap olduklarında semada birşeylerin harekete geçtiğini hisseder.

12. Cehennem alevlendirildiği zaman,
13. Cennet yaklaştırıldığı zaman,.....  ayetlerini duyduğunda mahşerin kurulduğunu hisseder.


24. O, gayb hakkında cimri değildir.
25. Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir. ayetlerini onun yorumundan dinlediğinizde yüreği yanmış vefalı bir dostun
size nasihat ettiğini hissedersiniz çünkü ses tonunda  nasihat eden insan edası vardır.

Hülasa Tekvir suresindeki bütün ayetleri bu şekilde okur ses iniş ve çıkışlarını ayetine anlamına göre ayarlar ayeti kerimelerin vermek istediği mesaja  göre yorumunu tanzim eder cennet ve cehhenem ayetlerinde haleti ruhiyesi değişen Abdulbasıt  Abdussamed,  altın sesiyle bu duygu halini yoğurur bizlere takdim eder.

Abdussamed bu sure ile şöhret oldu bu sure ile hafızalara kazındı belkide bu surenin vermek istediği ilahi mesajları çok iyi idrak etttiği içindir ki böyle devasal bir eser eşsiz bir yorum muhteşem bir Kur'an şöleni sundu.Ve bu sayede birçok müslümanın kalbini Kur'ana bağladı gayri müslimlerin bile hidayetine vesile olan bu tarz okuyuşlar vefatının üzerinden yıllar geçmesine  rağmen Kur'an ın yıllara meydan okuyan  ve asla eskimeyen belağatına yakışır şekilde  tesir ve kalplere nüfuz etkisi devam ediyor.


Peki neden tekvir niye bukadar üstünde duruluyor.Yüreklere korku salan bu muhteşem sureyi

Onk.Dr. HalukK NURBAKİ'NİN eşsiz yorumunda takip edelim

Biz bu ilâhî mesajın tertibindeki, inceliğe uyarak önce 1 ila 14 âyete kadar olan kısmın yorumuyla başlayacağız.

Bu bölümdeki âyetlerin bir inceliği de 1. âyetten 14. âyete kadar sıra ile kıyametin görüntüsünü açıklarken 14. âyetten 1. âyete sondan başa doğru kıyametin belirtilerini açıklamaktadır.

Sûre-i Tekvîr'in her bir kelimesi sıra ahengi ve bağlantıları öyle hassas bir dizi içindedir ki; bir kelimeyi Türkçe'ye çevirirken veya yorumlarken öne alsanız bütün astro-fizik inceliklerini kaybedersiniz.

Büyük ölçüde fizik ve astro-fizik yasaları içerdiği için sûrenin bu yönünü anlayabilmek asırlar boyu mümkün olmamıştır. İslâmiyet'in ilk günlerinde o çok zor günlerde Sûı-e-i Tekvîr inzal olunca Efendimiz o kadar mutlu olmuştur ki; her sohbetinde bu sûreyi okuyarak mü'minlerin gönüllerine sonsuz mutluluklar nakşetmiştir.

Kıyametin 12 belirtisi diye tanınan ilk 13 âyetin İslâm bilimlerine kıyametin kelime kelime yasalaşmış formülleri olarak tescil edilmesi sû-enin ne denli önemli olduğunu vurgulayan ayrı bir sırrıdır. Kıyametin bu 12 formül tanımı sıra ile;

1- Tekvîr-i Şems (Güneş kör olunca, dürülünce)

2- İnkidar-ı Nücum (Yıldızlar bulanınca, solunca)

3-Tesyir'i Cibal (Dağlar yürütülünce)

4- Ta'tîl-i İş'ar (Kıyılmaz mallar bırakılınca)

5- Haşr-ı vuhûş (Vahşiler dirilince)

6- Tescîr-i Bihâr (Denizler kaynayıp, tutuşunca)

7- Tezvic-i Nüfus (Nüfuslar çiftleşince)

8- Sual-i Mev'ûde (Diri gömülene, sorulduğunda)

9- Neşr-i Sühuf (Defterler açılınca, aşikar olunca)

10- Keşt-i Sema (Sema sıyrılınca)

11- Tes'iyr-i Cahim (Cehennem kızışınca)

12- İzlaf-ı Cennet (Cennet yaklaştırılınca)

Bu kıyamet tanımları aynı zamanda baştan ilk 13 âyetin de sırası demektir. Ancak 8. ve 9. âyetler tek bir tanım etrafında toplanmış ve dolayısıyla 13 âyet 12 madde halinde özetlenmiştir.

Görüldüğü gibi fevkalade önemli olan tanımlar Arapça'da bile çok özel kelimeler seçilerek kurulmuştur. Ve bu tanımlar kıyamete ait tanımardan biraz farklıdır. Bunun sebebi diğer bazı âyetlerin kıyametin ileri safhalarına ait görüntüleri dile getirmiş olmasındandır. Halbuki Tekvîr Sûresi özellikle kıyametin yıkılan boyutlar içinde başlangıç görüntüsünü tanımlamaktadır.

Kıyamete ait bu önemli tanımları hem Arapça etimolojisi içerisinde hem astro-fizik bilgilerin erişebildiği çerçevede özetlemek istiyorum.

Âyet 1: "Güneş dürülünce."

TEKVÎR-İ ŞEMS:

Tekvîr kelimesi 1. derece mânâsında bir şeyi dürüp kaybetmek anlamına gelir 2. derece mânâsında kör etmek, ortadan kaldırmak anlamına gelir. Hz. Ömer bu sûredeki Tekvîr kelimesini kör olmak anlamına tanımamış ve yorumlamıştır. Hz. Ömer'in bu mucizevî tanım ve yorumu sûrenin ilk 13 âyetine ,akıl almaz bir şekilde bilimsel açıklık getirmektedir.

Gerçi âyeti kerimenin gerek Tekvîr kelimesi ile, gerekse bundan sonraki tanımlarla yorumu, kelimenin hangi mânâsına bakarsanız bakın hep aynıdır. Yani güneşin körleşip niteliğini kaybetmesi söz konusudur. Ancak kör olup siyahlaşması tanımı, bugünkü zihinlere astı-o-fizik açıdan daha kolay bir anlam getirmektedir. Evrenin bir bölgesinde her ne sebeple olursa olsun, bir manyetik şok meydana gelirse o noktada bir kör kuyu bir siyah nokta belirmekte ve boyutları yutmaktadır. İşte kıyamette Tekvîr-i Şems'in esas sırrı budur. Zaten bundan sonraki âyetlerde bu tarz mânâyı kolaylaştırmaktadır.

Âyet 2: "Ve yıldızlar inkidar edince."

İNKİDÂR-I NÜCUM:

İnkidaı- solmak ve bulanıklaşmak demektir. Bilimsel açıklama bölümünde daha etraflıca anlatacağım şekilde güneşte meydana gelen manyetik şokun etkisiyle boyutlar yıkılmaya başlayınca semada göreceğimiz ilk görüntü yıldızların bulanıklaşması solgunlaşması bir anlamda enerjileri yitirmeleridir. Ancak bu tanımın yıldızların yok olmasından ziyade bir tarz boyut farkına intikalleri anlamına geldiği kesindir. Bu bulanıklaşma ve solma anının nedeni olarak arzın bulunduğu mekana ışınların intikal edemeyeceğini de düşündürebilir.

Âyet 3: "Ve dağlar yürütülünce."

TESYİR-İ CİBAL:

Bilindiği gibi arzın kabuğu, özellikle dağlar, arzın sıvı tabakası olan mağma üzerinde fevkalade yavaşta olsa hareket halindedir. Kıyamet başlayınca bu hareket şiddet kazanarak ve dağlar süratle mağma üzerinde hareket edecektir.

Âyet 4: "Ve kıyılmaz mallar bırakılınca."

TA'TÎL-İ İŞ'AR:

Kıyamete yakın günlerde gerek şehirlerdeki yaşam gerekse bir takım doğal afetler insanları öyle yıldıracaktır ki, kıyamet başladığı zaman herkes her şeyini terk etmek, canını kurtarmak telaşına düşecektir. Bir nükleer kazada bile herkes her şeyini terk edip kaçıyor da, ya kıyametin dehşeti karşısında kimde dünya tutkusu kalır ki!

Âyet 5: "Ve vuhûş tamamlanınca."

HAŞR-I VUHÛŞ:

Aslında kelime mânâsı olarak vahşi hayvanların dirilmesini temsil eden bu âyet, bir tarz zamanın tersine akışını simgeler. Bilimsel açıklama bahsinde bu harikalar harikası tanıma tekrar döneceğiz. Ancak kıyamette vuhûşun dirilmesi kıyametteki bir başka özelliği açıklamamızı gerektiriyor. Bir çok âyet ve hadislerin yorumuna göre kıyamette dirilecek olan, arzdaki bütün canlılar değil, insanlardır. Bu âyetten vahşi canlıların dirilmesi ise çok değişik bir sorun ortaya getiriyor. Kıyamete ait yorum yapan bazı bilim adamları hadislere dayanarak haksızlık yapılmış hayvanların da kıyamette hesabı sorulmak üzere dirileceğini bildirmişlerdir. Ancak burada dirilmesinden söz edilen hayvanlar vahşi hayvanlardır. Biz kıyamette radife suru ile bir dirilişin bütün canlılara yansıyabileceğini düşünebiliriz. Ancak âyet-i kerîmede üzerine basıla basıla, vuhûşun dirilmesinden söz edilmiştir. Bu kavramı kara deliklere ait harika bir olayla, zamanı tersine çevirme ilkesiyle izah edilebilir. Bu da arzın ilk çağlarının görüntüye gelmesini simgeler.

Âyet 6: "Ve denizler ateşlenince."

TESCÎR-İ BİHÂR:

Kaynayıp alevlenme anlamına gelen tescir kelimesi kıyametin ilk safhasında denizlerin kaynayıp kaynayıp tutuşacağını bildirmektedir. Bu âyette boyutların yıkılışı sırasında suya ait kimyasal özellikleri dile getirmektedir.

Âyet 7: "Ve nüfuslar çifleşince."

TEZVÎC-İ NÜFUS:

Nüfusun çiftleşmesi anlamına gelen bu âyet, ruhla bedenin birleşeceği anı bildirmektedir.

Âyet 8-9: "O diri gömülene sorulduğunda: Hangi günahla öldüı-üldü?"

SUÂL-İ MEV'ÛDE:

Kıyamette, yüce mahkeme kurulmadan önce diri diri gömülenlerin, ayrı bir hesab hakları ve hukukları olduğu ve bunun mesullerinin cezalandırılmak üzere sorgulanacağını bildirmektedir, bu âyet hem asrı saadetteki devirlerde diri diri gömülen çocuklara ait özel bir sorgulama tarzını bildirmekle beraber, çocuklarına iman aşılamayarak mecazi anlamda onları diri diri gömmek mesuliyetini anne ve babalara hatırlatmaktadır. Yine İslâm hukukunda önemli bir konu olan kürtaj olayına da parmak basmaktadır. Ruhun cenine intikali 10 ile 14'üııcü haftalar arasında olur ve cenin yani anne rahmindeki bebek o andan itibaren insan sıfatı kazanır. Bu sürelerden sonra yapılan kürtajlar bu âyetin şumulüne girer ki, çok ağır bir mesuliyeti mûciptir. Elbette daha küçük aylarda yapılan kürtajlar günah değildir anlamı çıkarmamaktayız. Onlar da bir canlı adayına karşı işlenen ayı-ı bir suçtur.

Âyette, sorunun, suçu işleyene değil de çocuğa soı-ulmasındaki hikmet ise suçluya büsbütün dehşet vermektedir.

Âyet 10: "Ve defterler açılınca"

NEŞR-İ SÜHUF:

Sühuf; kaydolmuş bilgilerin yayılması demektir. Bu açıdan yazılmış bir belge, kaydedilmiş bir bant, sühufun kapsamına girer. Herkesin, hakkında kaydolmuş bilgilerin açıklanması anlamınadır. Kıyamette ilâhî mahkeme kurulduktan sonra her şahsa ait bilgiler ve kayıtlar iki tarzda neşr olacaktır, bunlardan biri ekrana gelen hesap özetleri gibidir, ibadetlerindeki eksiklikler örneğin zekâtındaki eksikler rakam halinde ekrana yansıyacaktır. Neşı--i Suhûfun ikinci tarzı ise suçların ve sevapların video bandı gibi görüntüye gelmesidir. Burada bir noktaya daha işaret etmek istiyorum. İlâhî mahkemeye sunulan bu belgeleri ve yargılanmaların süresi konusundaki kavramdır. Akla gelir ki; milyarlarca insanın yargılanması asırlarca devam edecek. Halbuki bütün işlemler ekranlara öyle otomatik yansıyacaktır ki, herkes birkaç saniyede hayatının hesap özetini görüverecektir. Yine bu ekranlarda ilâhî komputür bir saniyede sonuç hükmü yansıtacaktır. Muhtelif âyetlerde ellerin ayakların kıyamet günü şahitlik yapacağı bildirilmektedir. Eski çağlarda insanlar bunun nasıl olacağını düşünüp durmuşlardır. Halbuki ekrana yansıyan hayatın video bantları sesli olduğundan hem elimiz ayağımız, hem dilimiz aşikar bir şahid rolü oynayacaktır.

Âyet 11: "Ve sema koparılınca. "

KEŞT-İ SEMÂ:

Semıâ'nın sıyrılıp soyulması ya da perdesinin kopartılması anlamına gelen "Keşt-i Sema" beşinci boyutun açılma ânıdır. Bunu da bilimsel bölümde etraflıca anlatacağım.

Âyet 12: "Cahîm kızıştırılınca."

TES'İYR-İ CAHÎM:

Cehennemin faaliyete geçişini ifade etmektedir. Cehennem, Cenab-ı Hak kıyamet düğmesine bastığı an faaliyete geçecektir. Şu anda hazırlanmış bir fabrika gibi beklemekte; hiç bir faaliyet göstermemektedir.

Âyet 13: "Ve cennet yaklaştırılınca."

İZLÂF-I CENNET:

Bu tanımda fevkalade önemli bir gerçeği dile getirmektedir. Bilindiği gibi cennet zaman saatinden önce faaliyete geçmiş bir güzellikler mekanıdır. Ve halen melekleriyle, içindeki ruhlarla ve şehitlerle mevcuttur. Buradaki uzlifet (yaklaştırılınca) kelimesi yine boyutun yırtılıp diğer boyutlara intikalini simgelemektedir. Cennet her zaman vaı-dır, ona gidebilmek ulaşabilmek sonsuz uzaklıklaı-a değil, bir boyut değişimine bağlıdır. Kıyametin genel tanımları içerisinde cennetin yaklaştırılmasından murad; yine kıyamet olayının boyutlarla ilgisini açıklaması bakımından çok önemlidir.



Evrenlerin sonsuz bilinmezliklerini, Levhi Mahfuz'un akıl almaz şifrelerini harika bir incelik içerisinde gönüllere aktaran yüce kitabımız, ntaddesel bilini nıesajlarını mânânın akıl almaz hikmetlerini adeta iç içe saran bir ihtişamın sembolüdür. Kıyametten bahsederken yaradılışın sırlarını, kaderden bahsederken gönlün derinliklerini perde perde açıverir. Bu zarif ahengin pek açık bir örneği Tekvîr Sûresi'dir. Efendimiz'in Kur'ân’ı tebliğ ettiği ilk ,ünleı-de inzal olan bu sûı-e yalnız dış görüntüsü ve ahengiyle bile anlayan anlamayan, inanan inanmayan herkesi hayran bırakmıştır.

Tekvîr Sûresi, Kuı-'ân'ın sistematiğindeki sonsuz incelikleri iç içe sararak toparlanıış adeta madde ve mânâ ilimlerini özetleyivermiştir. Farklı zaman dilimerinde iki bölüm halinde inzal olan sûrenin ilk 14 âyeti dış görüntüsüyle kıyameti özetlemiş, daha sonra inzal olan ikinci bölümünde ise Efendimiz'in akıl almaz surları açıklanmıştır.

Kıyamet, evrenlerin boyut sırları ve kader konusunda en derin kavramları dile getiren bu sûrenin yorumunu sırf astrofizik açısından dahi yapsak ciltler tutan bir muhtevaya sahiptir.


Buda bu konuya özel hazırladığımız Masa üstü resmi


Buradan indirin

Muhteşem Tekvir Suresi (Halep okuyuşundan derleme)

Buradan dinleyebilirsiniz



« Son Düzenleme: 02-05-2009, 11:42:04 Gönderen: WebMaster » Logged
يونس'diyor ki

يونس Nickli Üyemize Teşekkür Eden 5 Kullanıcı: a.samed571 (08-05-2009, 09:12:35), abdussamed_aşığı (04-05-2009, 16:54:08), GEYLANİNİN GÜLÜ (03-05-2009, 10:34:45), Tuanna_06 (03-05-2009, 03:53:17), NACİ (02-05-2009, 10:33:08)
يونس Nickli Üyemize Karma Veren 5 Kullanıcı: yusuf_usta [+](13-07-2009, 11:37:47), a.samed571 [+](08-05-2009, 09:12:35), abdussamed_aşığı [+](04-05-2009, 16:54:08), GEYLANİNİN GÜLÜ [+](03-05-2009, 10:34:45), NACİ [+](02-05-2009, 10:33:08)
Vaiz ve Kur'an Hadimi
*

Üye Grubu : Kur'an aşığı
Cinsiyet : Bay
Nerden :
Kayıt Tarihi : 26-10-2008, 16:29:59
Üye No : 41
Mesaj Sayısı : 424
Rep Gücü : K. Puanı 514


Aktiflik
Seviye
Deneyim
Çevrimdışı Çevrimdışı

346 Mesajına Toplam
759 Kere Teşekkür Edildi

174 Mesajına Toplam
319 Kere Karma Verildi
naci@com.tr
WWW E-Posta
« Yanıtla #1 : 02-05-2009, 10:33:57 »

     Harika bir açıklama...Allah razı olsun...
Logged
NACİ'diyor ki

İnnallahe Kane Aleyküm rakıyba !
~~ WebMaster ~~
*

Üye Grubu : Kur'an aşığı
Cinsiyet : Bay
Nerden : Garipler diyarı
Kayıt Tarihi : 18-10-2008, 16:05:17
Üye No : 1
Mesaj Sayısı : 634
Rep Gücü : K. Puanı 355



Kişisel Mesaj : Biz karşılıksız sevenlerdeniz..
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Çevrimdışı Çevrimdışı

573 Mesajına Toplam
1067 Kere Teşekkür Edildi

232 Mesajına Toplam
345 Kere Karma Verildi
webmaster@abdussamed.biz
« Yanıtla #2 : 02-05-2009, 10:38:25 »

     Harika bir açıklama...Allah razı olsun...

Naci hocam bu açıklamaya sizlerde birşeyler katabilirsiniz tespitlerinizi yazabilirsiniz büyük insanların duygu halini ve fikir dünyalarını ifade etmek zordur.Üstat Abdussamedin tekvir okuyuşuda böyledir o yüzden bu konuda çarpıcı tespitleri önemli açıklamaları olan kardeşlerimiz varsa inşallah bu başlık altında paylaşalım..
Logged
يونس'diyor ki

Vaiz ve Kur'an Hadimi
*

Üye Grubu : Kur'an aşığı
Cinsiyet : Bay
Nerden :
Kayıt Tarihi : 26-10-2008, 16:29:59
Üye No : 41
Mesaj Sayısı : 424
Rep Gücü : K. Puanı 514


Aktiflik
Seviye
Deneyim
Çevrimdışı Çevrimdışı

346 Mesajına Toplam
759 Kere Teşekkür Edildi

174 Mesajına Toplam
319 Kere Karma Verildi
naci@com.tr
WWW E-Posta
« Yanıtla #3 : 02-05-2009, 10:47:25 »

   Tefsir konusu çok derindir ve sorumluluk ister...Gerçi yukarıda ayetlerin açıklamasını bilmsel bir tefsir olarak adlandırabiliriz.Tekvir suresi benim ilk dinlediğim sure ve abdussamede hayran olduğum 1980 yılı...Hala bundan daha güzel okuduğu veya başkalarının okuduğu bir okuyuşa rastgelemedim. Allah kendisine gani gani rahmet eylesin...
Logged
NACİ'diyor ki

İnnallahe Kane Aleyküm rakıyba !
**

Üye Grubu : Daimi üye
Yaş : 42
Cinsiyet : Bay
Nerden : malatya
Kayıt Tarihi : 02-02-2009, 23:11:34
Üye No : 280
Mesaj Sayısı : 69
Rep Gücü : K. Puanı 54


Aktiflik
Seviye
Deneyim
Çevrimdışı Çevrimdışı

47 Mesajına Toplam
105 Kere Teşekkür Edildi

32 Mesajına Toplam
55 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #4 : 02-05-2009, 23:47:16 »

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

TEKVÎR SÛRESİ  - سُورَةُ التَّكْويرِ

Zâhir mânâsı hak olmakla birlikte, işârî mânâ ile günümüze şöylece ışık tuttuğu kanaatindeyiz. Allâhü a’lemü bissavab…
   Tırnak içindeki yazılar âyetlerin meâli, diğerleri ise işârî mânâlardır.
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ (1)
“1. Güneş katlanıp dürüldüğünde,”
1.Güneşin üzerindeki lekeler iyice zâhir olup katlanarak yok olmaya ve dürülmeye yüz tuttuğunda,
وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ (2)
“2. Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde,”
   2. Toplulukların başında kendilerini yıldız zanneden sahtekârların, foyaları meydana çıkarak patır patır dökülüp cemaatler başsız kaldığında,
وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ (3)
   “3. Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,”
3. Dağ gibi yenilmez ve yıkılmaz zannedilen devlet, güç ve sistemlerin çöküşü başladığında,
وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ (4)   
“4. Gebe develer salıverildiğinde,”
4. Hamile develer gibi başı boş kalan kadınların, her tarafı tutup, baştan çıkarttıkları erkekleri işsiz bıraktıktan sonra, eser-i intikam olarak kendileri işsiz bırakıldığında,
وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (5)
“5. Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,”
5. Semâvî dinleri kabûl etmeyerek vahşîleşen Birleşmiş Milletlerin, tekrar tekrar toplanıp dindarları sindirmek için imhâ ve ifnâ kararları aldıklarında,
وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ (6)
“6. Denizler kaynatıldığında,”
6. Bu kararlarla kaynatılan denizlerden kalkan uçaklardan ve savaş gemilerinden fırla-tılan füzelerden müslümanların üzerlerine bombalar yağdırıldığında,
وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ (7)
“7. Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde,”
   7. Edep ve hayâ duygularından arınmış olan azgın nefisler, alenî olarak ulu orta çiftleştiğinde,
وَاِذَا الْمَوْءُدَةُ سُئِلَتْ (8) بِاَىِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ (9)
“8. Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda,
9. ‘Hangi günah sebebiyle öldürüldü?’ diye.”
8-9. Hakları ellerinden alınarak birer şehvet metâı hâline getirilerek âdetâ diri diri toprağa gömülen mâsûmelere, erbâb-ı kemâlatça “hangi günahla böylesine bir ölümü hakettiniz?” diye mânen sorulmaya başlandığında,
  (10وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ (
“10. (Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında,”
10. Bütün kötülükleri, yalanları, fitneyi ve fuhşu pervâsızca bir silâh olarak kullanan gazete ve televizyonlar, kısaca medya sorumsuz bir şekilde  yayına başlayıp, Yahudi  emellerine hizmet etmeye başladığında; elektronik haberleşme ve kayıt sistemleri geliştirile-rek insanların daha dünyâda iken medya kanalıyla suç ve kabahatleri bir bir ortaya  serilip rezil rüsvay edildiğinde,
وَاِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ (11)
   “11. Gökyüzü sıyrılıp alındığında,”
11. Bombardıman uçaklarıyla ateş saçan bombalar, tayfunlar, kasırgalar ve fırtınalarla gökyüzü gadaba gelip yerinden  oynatıldığında,
وَاِذَا الْجَحيمُ سُعِّرَتْ (12)
“12. Cehennem tutuşturulduğunda,”
12. Kudüs ve civarında harp ateşleri  yakılarak, toplu ölümler neticesi kâfir, müşrik ve münâfıklar cehenneme yollandığında,
وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْ (13)
“13. Ve cennet yaklaştırıldığında,”
13. Bu harpler neticesi şehid olan mü'min ve mâsumlara, cennet kucağını açtığında,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا اَحْضَرَتْ (14)
“14. Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.”
14. Herkes hayr ve şer noktasında neler işlediğini anlar. Kâfirler hatâ ve günâhlarını telâfi imkânı bulamaz. Ve Firavn ve Nemrud soyları bunun dünyevî ve uhrevi acı neticelerine katlanmak mecbûriyetinde kalır. İzzet ve ikballeri söner. Müminler uhrevî ve dünyevî refâha kavuşur.
(18) وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ (17) فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ (15) اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ (16) وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَ
(20) ذى قُوَّة عِنْدَ ذِى الْعَرْشِ مَكينٍ (19) اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَريمٍ
مُطَاعٍ ثَمَّ اَمينٍ (21) وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ (22) وَلَقَدْ رَاهُ بِالْاُفُقِ الْمُبينِ (23)
 وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنينٍ (24) وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجيمٍ (25) فَاَيْنَ تَذْهَبُونَ (26)
 اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمينَ (27) لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَقيمَ (28)
 وَمَا تَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمينَ (29)
“15. Şimdi yemin ederim o sinenlere, 16. O akıp akıp yuvasına gidenlere, 17. Ka-rarmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun, 18. Ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki, 19. O (Kur'an), şüphesiz değerli, bir elçinin (Cebrâil'in) getirdiği sözdür. 20. O elçi güçlü, Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında çok itibarlıdır. 21. O orada sayılan, güvenilen (bir elçi)dir. 22. Arkadaşınız (Muhammed) de mecnûn değildir. 23. Andolsun ki, onu (Cebrâil'i) apaçık ufukta görmüştür. 24. O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez. 25. O, lânetlenmiş şeytanın sözü de değildir. 26. Hâl böyle iken nereye gidiyorsunuz? 27. O, herkes için, bir öğüttür, 28. Sizden doğru yolda gitmek isteyenler için de. 29. Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
15-29 Hayır! Yörüngesinde akıp giderken bazen kaybolup bazen de etrafı aydınlatan yıldızlara, küfür ve îmân güçlerinin müsâvî olduğu zamâna, kararmağa yüz tuttuğu anda zifirî geceye, küfür ve küfrânın son bulmaya yüz tuttuğu anlara, aydınlığını etrâfa yaymaya başladığı ve müjdeli günlerin habercisi olan nurlu sabaha yemin olsun ki; ahkâmı  muvakkaten icrâ olunmayan Kur'ân yeniden hâkim olacak. Onu hak bir söz olarak getirip Resûlullâh’a (A.S.M.) okuyan ve O’nun hâkimiyeti için sahâbeye alenen yardım eden Cebrâil (A.S.); Resul-i Ekrem (A.S.M.)’ın vârisi olan Hz. Mehdî  ve onun şakirdlerine, ordusuna yine yardım edecek. Bu yardım karşısında şaşkın ve perişân olan küfür ordularının, yine rezâletten, mahcûbiyetten, sürgün ve kıtâle mâruz kalmaktan başka yapabilecekleri bir şey olmayacak. İşte arşın sâhibi olan Allah katında güçlü ve i'tibârlı olan bir elçiye karşı kim dayanabilir? Feleğin çarkının bir unsuru olan gece ve gündüzün deverânına, yıldızların doğup batmasına karşı seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan, varlıkları fenâya sürükleyen zamâna karşı çâresiz ve kabir kapısını kapatmaya gücü yetmeyen nankör insanlar, Kur'ân güneşinin yeniden doğması karşısında yine bir şey yapamayacaklar.
Logged
Atayyar'diyor ki

اللهم اجعلنا من عبادك المخلِصين المخلَصين
Atayyar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 6 Kullanıcı: a.samed571 (08-05-2009, 09:13:08), abdussamed_aşığı (04-05-2009, 16:53:27), WebMasteR (03-05-2009, 20:04:18), GEYLANİNİN GÜLÜ (03-05-2009, 10:32:03), NACİ (03-05-2009, 09:00:30), Tuanna_06 (03-05-2009, 03:53:07)
Atayyar Nickli Üyemize Karma Veren Kullanıcı: abdussamed_aşığı [+](04-05-2009, 16:53:27)
*

Üye Grubu : Kardeş üye
Yaş : 32
Cinsiyet : Bay
Nerden : Çorlu/TEKİRDAĞ
Kayıt Tarihi : 21-03-2009, 19:09:51
Üye No : 393
Mesaj Sayısı : 12
Rep Gücü : K. Puanı 4


Aktiflik
Seviye
Deneyim
Çevrimdışı Çevrimdışı

6 Mesajına Toplam
9 Kere Teşekkür Edildi

2 Mesajına Toplam
4 Kere Karma Verildi

E-Posta
« Yanıtla #5 : 04-05-2009, 19:05:16 »

ÇOK GÜZEL BİR KONU AÇMIŞSINIZ. ŞİMDİ DAHA DAHA İYİ ANLIYORUZ KURAN'IN MANASINI.KILIN İNCELDİĞİ NOKTA. GERÇEKTEN ÇOK DEGERLİ ÜYELER MEVCUT BU FORUMDA.  ALLAH RAZIOLSUN. HERKEZE İÇTEN SEVGİLERLE.

Logged
Sayfa: 1   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2008, Simple Machines
Tema adı  MaviHüzün  Hazırlayan:by_yunus
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!