MÜNAFIKLAR
Münafıklar!
Ah münafıklar...
Mü'min göründükleri halde mü'min olmayanlar; namaz kıldıkları halde namaza
inanmayanlar, cihada iştirak ettikleri halde, düşmanın kazanmasını arzulayanlar.
Nifak çıkartanlar, bozguncular; içi başka dışı başka olanlar. Bu halleri ile de
mertçe, açıkça, erkekçe düşmanlık gösterenlerden daha tehlikeli olan iç
düşmanlar.
Bunlar kimler?
Evs kabilesinden olanlar var.
Hazreç kabilesinden olanlar var.
Yahudi iken sözümona müslüman olanlar var.
Münafıkların başı Abdullah bin Übey. Hazreç'in Afv oğullarından. Önce
islâmiyetin Medine'de yayılmasına mani olmaya çalışmış; Bedr savaşından sonra
açıktan açığa mücadelenin artık mümkün olmadığını gördüğünden Sevgili
Peygamberimize gelerek sureta iman etmiştir. Sureta; yani şeklen, lafta....dışı
mü'min içi kâfir. Bu mel'un, fitne kazanını kaynatan cadıların başı. Münafıklar,
birbirlerini tanıyor ve bunun çevresinde toplanıyorlar. Yahudilerle işbirliği
halindeler. Yahudiye maşalık yapıyorlar. Yahudi, risalet; peygamberlik nimetini
kendinden yani İsrailoğullarından araplara kaçırmak istemiyor. Sanki bir şeyi
bir yerden bir yere kaçıran varmış gibi. Her şeyi yaratan ve takdir eden yüce
Allah değil mi? Ayrıca son Peygamber sadece içinden çıktığı millete değil bütün
insanlığa gönderilmiş; O'nun vazifesi Allah'ın nurunu bütün yeryüzüne taşımak.
İşte yahudi; islâmın ta çıkış ânından beri düşmanı yahudi, bu nuru hâlâ; Şanlı
Bedr Destanı'na rağmen söndürme emelinde. Bunun için dahilden ahmak münafıkları
avlamış; sırtlarına bir merkebe biner gibi biniyor.
Münafıkların ünlülerinden biri de Evs'in Levzan oğullarından Nebtel bin Haris.
Bu kişi hakkında uzun sözün kısası Sevgili Peygamberimizin buyurdukları: "Kim
şeytanı görmek isterse Nebtel bin Harise baksın." Kirpi saçlı, kızıl gözlü, koyu
kırmızı yanaklı, iri ve çok uzun boylu biri. Efendimizin sık sık ziyaretine
gelir; meclisinde bulunur; işittiklerini münafık arkadaşlarına yetiştirirdi.
Peygamberimiz hakkındaki düşüncesi arkadaşlarına söylediği şu cümlede:
- Şu insanlar ne saf. Muhammed'i bir şey zannediyorlar. Halbuki o bir kulaktan
ibaret; kimden ne duysa kanıyor.
Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselamla vahiy göndererek hem bu görüşü yalanlıyor;
hem de Resulullah'ın Nebtel sahtekârına karşı dikkatli olması hatırlatılıyordu.
Yahudilikten dönme münafıklar da gayet tehlikeli. Mü'minlerin kalbine şüphe
tohumları ekmek, imanlarını bozmak, iman ehlini birbirine düşürmek; haberleri
yahudilere aktarmak için şeytana taş çıkartırcasına çalışıyorlar. Bir şeye sabah
inanmış gözüküyorlar; akşam inkâr ediyorlar. Malik bin Ebi Kavkal tam bir yahudi
casusu. En tehlikelileri ise Rafi bin Hureymele. Neyse ki Allahü teâlâ bunun
canını alarak daha fazla bozgunculuk yapmasına izin vermedi. O'nun cehennemi
boyladığı gün Efendimiz: "Bugün münafıkların büyüklerinden biri öldü"
buyurdular...demek ki onların eksilmesi başta Allah Resulü olmak üzere
müslümanlara rahat nefes aldırıyor..
......
Münafıklar, işi iyice ileri götürdüler. Toplanmış islâmiyeti kötülüyor;
Resulullahı yeriyor, türlü türlü tasarılar yapıyorlar. Artık bıçak, kemiğe
dayandı. Bunların ya hizaya gelmeleri; hatalarını kabul etmeleri veya ayıklanıp
atılmaları lâzım.
Bir gün Sevgili Peygamberimiz, mesciddeler. Herkes; münafıklar da mescidde. Ama
o âna kadar eshab-ı kiram, bu riyakâr adamları tanımıyor...
Dünya ve ahiretin en seçkini, Allahü teâlâ'ya hamdettikten sonra buyurdular ki:
- Aranızdan bazıları toplanarak dinimizi ve O'nun Peygamberini kötülediler.
Şimdi onlar kalkıp tövbe etsinler; tövbelerine şahid olalım; ben de
affedilmelerini Allah'tan niyaz edeyim.
...fakat hiç kimse yerinden kıpırdamadı. Sevgili Peygamberimiz, aynı mubarek
cümlelerini iki kere daha tekrarladılar. Kimse yanmasın istiyorlar. Bozuk
niyetlerden, hatalardan dönülmesini bekliyorlar...ama neticesiz bekleyiş. Bunun
üzerine Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, münafıkların her birine tek tek
ismen hitap ederek, "sen kalk", "sen kalk", "sen kalk" buyurdular. Tam otuzaltı
kişi ayaktaydı... En ağır cezaya müstahak bu zavallı mahlukları şimdilik yine
şaşılacak bir sabırla sadece ikaz ediyorlar:
- Allah'dan korkunuz!
Bu kısa emir taşa söylense eritir ama taş kalblileri değiştirecek mi? Ne yazık
ki hayır.
Bir gün Kâinatın Efendisi, mescidde aziz gönül dostları eshab-ı kiramla sohbet
buyuruyorlar. Münafıklardan bir kısım da oradalar; cemaatin arka taraflarında.
Resulullah'ın sohbeti anlaşılmasın diye aralarında yüksek sesle konuşuyorlar;
doğrusu gürültü çıkarıyorlar. Peygamberimiz seslerini kısmaları için haber
gönderdiler. Evet çeneleri sustu ama; bu defa da birbirlerine sokularak
sırnaşıklık ve fiskosa, işmara başladılar. Efendimiz:
- Şunları mescidden çıkarın, buyurdular.
Ebu Eyyub Halid bin Zeyd, fırladığı gibi eskiden putperest, şimdiyse
münafıklardan Amr bin Kays'ın ayağından tutup çeke çeke mescidden attı. Münafık
bağırıp çağırıyordu:
- Ya Halid! Beni Selebe oğullarının mülkünden mi kovuyorsun?
Mübarek, habisin feryatlarına aldırmadan tekrar mescide koştu. Bu defa da Rafi
bin Vedia'nın üzerine atıldı sol eliyle boğazını sıkarken sağ eliyle suratına
esaslı bir tokat indirdi ve:
- Sen Resulullah'ın mescidine ne hakla girersin ey habis, defol şurdan çabuk,
diyerek mescidden o'nu da temizledi...
Bunun gibi Umare bin Hazm, Zeyd bin Amr'ı, Mes'ud bin Evs, Kays bin Amr'ı,
Abdullah bin Haris, Haris bin Amr'ı ve daha başka sahabiler diğer münafıkları
saçlarından sakallarından çeke çeke onların bağırtı-çağırtılarına bakmadan
mescidden sürüp çıkardılar.
......
Asma binti Mervan, yahudi Hatmaoğulları kabilesinin islâm düşmanı taşkınlarından
bir kadın. Umeyr bin Adiy ise aynı kabileden olduğu halde hidayete kavuşmuş ve
fakat daha birçok ırkdaşı gibi müslümanlığını aşikar edememiş bir âmâ şahıs.
Sevgili Peygamberimiz Bedr'de iken bu Asma, kadınlığına rağmen halkı değme
erkeklere taş çıkartırcasına Resulullah aleyhine tahrik edip kızıştırıyor. Umeyr
radıyallahü anh, kendi kendine söz verdi. "Eğer Allah'ın Resulü salimen dönerse
ben bu kadını öldüreceğim." Ve elbette her müslüman gibi sözünde durdu;
ramazan'ın yirmibeşinci gecesi bu fitne-fücur kadının evine girerek bir kılıç
darbesi ile işini bitirdi.
...ama Umeyr bin Adiy, bunu gerçekleştirirken Resulullah'a haber vermemişti. Bu
sebeple bir tarafta islâm için zararlı bir varlığı ortadan kaldırırken; bir
taraftan da "acaba suç mu işliyorum" korkusunu yaşıyordu. Bu kalb fırtınası ile
sabah namazını mescidde kıldı. Namazdan sonra Peygamberimizin mübarek nazarları
Umeyr'e ilişti; sordular:
- Asma binti Mervan'ı öldürdün mü?
Umeyr bin Adiy, ürkek ürkek cevap verdi.
- Evet ya Resulallah!
Efendimiz kendilerini dinleyen eshaba döndüler ve buyurdular ki:
- Allah ve Resulüne gizlice yardım eden birini görmek isterseniz Umeyr bin
Adiy'e bakınız.
Hazreti Ömer hayret etti:
- Şu âmâ'ya mı ya Resulallah?
- Sus ya Ömer O'na âmâ deme! Baş gözünün kapalı olması sizi yanıltmasın;
görmesinde eksiklik yoktur.
......
...Şirret bir Allah düşmanının kılıçla cezalandırılması Hatmaoğulları obasında
imanını açıklayamayan müminlere cesaret verdi; müslüman olduklarını belli
ettiler.
Salim bin Amr radıyallahü anh da yine bozgunculuk yapan; islâmiyete zarar
vermeye uğraşan bir yahudiyi ırkdaşlarının gözü önünde unutulmaz bir şekilde
katletti...göğüsten giren kılıç sırttan çıkmıştı..
......
......
Efendimiz, ramazan bayramından evvel müslümanlara fıtır sadakası vermelerini
buyurdular. Böylece zekât ve fıtır sadakaları ile fakir müslümanlar da
ihtiyaçlarını karşılayacak ve onlar da bayrama neş'e ile gireceklerdi...
hali-vakti yerinde müminler, derhal fakir, dul, yetim, düşkün müminlere
zekâtları, fıtırları ve maddi-mânevi destekleri ile kol kanat gerdiler.
...Efendimiz, bayram sabahı mübarek ağızlarını tadlandırdıktan sonra namaz için
evden ayrıldılar. Yürürken tekbir getiriyorlar. Sevgili peygamberimizin önünde
Bilali Habeşi, elinde Habeş hükümdarının hediye etmiş olduğu mızrakla yürüyordu.
Bu mızrak, Medine'nin doğu kapısında bulunan namâzgahın kıble tarafına dikildi.
Peygamberimiz iki rek'at bayram namazı kıldırdılar... Hutbe okudular.
O gün herkes birbiriyle bayramlaştı. Yakınlarını şehid verenlerle gaziler
ziyaret edildi. Bedr savaşını kazanmış olmak ve ardından gelen ramazan bayramı
ile müslümanlar çok sevinçliydi. İlk defa ümmet olarak birlikte böylesine ortak
bir sevinç yaşanıyordu... Ya Bedr'de mağlub olunsaydı? Bu sebeple bayram içinde
bayramın yaşandığı bu günler için yüce Allah'a hamd ediliyordu.
Peygamberimiz, namazdan sonra yine yürüye yürüye; fakat bu defa başka bir yolu
takip ederek evlerine döndüler.
......
......
......
Bu arada ilk müslümanlar'dan Osman bin Maz'un Hicret'ten beri hasta yattığı
Ümmül Alâ'ların evinde vefat etti. İslama gelmeden önce de güzel huylu bir
insandı. Meselâ içki kullanmaktan hoşlanmazdı. Bu güzellik de hiç şüphesiz
Sevgili Peygamberimizin süt kardeşi olmasından ileri geliyordu. Vefat haberini
alan Efendimiz, mevtanın yanına gelerek onun alnından öptü. Mübarek gözleri dolu
dolu oldu ve o harika gözlerden süzülen billur yaşlar, Osman radıyallahü anh'ın
yanaklarına düştü. Namazını bizzat âlemlerin sultanı kıldırdı. Yıkanıp
kefenlendi ve Baki kabristanına defnedildi. Buraya ilk gömülen O'dur. Resulullah
kabrin başucuna bir taş diktirdi. En üstün insan, en üstün Peygamber, zaman
zaman süt kardeşinin mezarını ziyaret ediyorlar.
......
......
......
Medine'de kuyumculuk zenaatı Kaynuka yahudilerinin elinde. Çarşıya mal getirip
satan bir müslüman hanım, kuyumcu dükkânlarından birinde alış veriş yaparken
yahudiler ona sataşarak çok mahcup bir vaziyete düşürdüler. Vaziyeti gören bir
mümin, aşağılık harekete tahammül edemeyerek bunu yapan namus düşmanını
katletti. Yahudiler de bu yiğit müslümanı şehid ettiler. Peygamber Efendimiz,
bütün yahudilerle olduğu gibi yahudilerin en cesur kolu olarak bilinen beni
kaynuka yahudileri ile de saldırmazlık andlaşması yapmıştı....ama Bedr zaferi
onları da çarpmıştı. Akıbetlerinden korkuyorlardı. Bu yüzden böyle hareketleri
görülmeye başlandı.
Sevgili Peygamberimiz, onları önce ikaz etmek istediler. Bu sebeple Kaynuka
pazarına toplayarak nasihat ettiler:
- Ey yahudi cemaati! Allah'ın Kureyş'e verdiği azabın bir benzerine düşmekten
çekinerek müslüman olun. İyi biliniz ki ben, Allah tarafından gönderilmiş bir
Resulüm. Bu husus kitabınız Tevratta da yazılıdır.
Peygamberimizin bu yumuşak ve mütevazi sözleri yahudileri şımarttı:
- Hayır biz müslüman falan olmayacağız! Anlaşılan savaş bilmez insanları yenmek
seni lüzumundan fazla cesaretlendirmiş. Sakın yanılma! Bizimle çarpışmaya
cesaret edebilirsen kahramanlığımızı görürsün...
......
Müslümanlarla Kaynuka yahudileri arasındaki sözleşme böylece hükümsüz hale
gelmiş oluyordu. Ticaretten gayrı bir iş yapmayan bu kabile, kalesine çekildi.
Peygamberimiz, yerlerine Lübabe bin Abdil Münzir'i vekil bırakarak ordusuyla
yahudilerin üstüne yürüdü. Bu yürüyüşte beyaz sancağı Hazreti Hamza taşıyordu.
Nihayet kale önüne gelen müslümanlar kuşatma yaptılar. Fakat o cesur ve yiğit
yahudiler, her ne hikmetse bir ok atarak bile karşılık vermediler. Efendimiz,
muhasarayı onbeş gün devam ettirdiler. İçerden dışarıya, dışarıdan içeriye giriş
çıkışa müsaade edilmedi. Eli-kolu bağlı kalede öylece kalakalan korkak
yahudiler, nihayet teslim oldular.
Yalvarıyorlar:
- Aman kadın ve çocuklarımıza dokunmayın, bütün servetimiz sizin olsun!..
Elleri arkadan bağlanarak tek tek dışarı çıkarıldılar. Ancak bütün mallarını
ganimet olarak bırakmaları karşılığı canları bağışlandı. Fakat Medinede
barınmalarına artık izin verilmedi. Kadın ve çocuklar develere bindirilmiş,
erkekleri ise yaya olarak muhafızlar eşliğinde Şam'a sürgün edildiler.
Müslümanların eline hayli ganimet malı, kuyumculuk aletleri ve silahlar geçti.
Ganimet malın beşte biri Hükümdar hakkı olarak ayrıldıktan sonra, kalanı
mücahidlere pay edildi.
......
Vahiy geldi;
- Ey müminler! Yahudi ve hırıstiyanları kendinize dost edinmeyiniz!
......
......
İslamın yıldızı hep böyle yükselip parlayarak o acı ve elem dolu günler
uzaklaşıyordu...
Şimdi üzülen; hatta kahrolan küfür cephesiydi... Kıskançlık, kin, nefret kemire
kemire bitiriyordu onları. Çünkü onlar, Bedir'de başlarına gelen felâketi ne
unutabiliyor; ne de bir türlü içlerine sindirebiliyorlardı. Bir gün mutlaka Bedr
hezimetinin intikamını alacaklarını ümid ve hayal ediyor ve bu hayalle pek de
cesur olmayan bazı çıkışlar yapıyorlardı. Bedr'de yüzlerine kara çalınması bir
bakıma Ebu Süfyan bin Harb'in ticaret kervanı yüzünden olmuştu ya; bu sebeple
Kureyş reislerinden bu meşhur adam, kışkırtıcı ve dinleyenleri öfkelere boğan
şiirler söylüyordu. Hiç şüphesiz Ebu Süfyan'ı tahrik eden bir başka sebep de
karısı Hind'in intikam duygusu idi. Zira bu kadın, Bedir'de babasını, kardeşini
ve dayısını kaybetmişti.
Öfkeli şiirlerle alevlendirdiği ikiyüz kişiyle bir gece harekete geçen Ebu
Süfyan, Medine-i Münevvere civarındaki Nadroğulları yahudilerinin obasına
geldi...ilk önünde durduğu kapı yüzüne açılmadıysa da Nadr'ın reisi Sellam bin
Mişken O'nu evine aldı. Burada gece yarısına kadar izzet ikram gören ve
müslümanlar hakkında malumat alan Ebu Süfyan, şafaktan evvel arkadaşlarının
yanına döndü. Yahudi reisinin gece boyu anlattıkları nizamî savaş cesaretini
kırmıştı. Bu sebeple vur-kaç yapmayı ve Medine'ye maddi zarar vermeyi
kararlaştırdılar.
...Kureyş müşrikleri, Urayz bucağındaki bir hurmalığı, iki evi, bir ekin
tarlasını ateşe verdiler ve önlerine çıkan iki müslümanı şehid ederek
kaçtılar...
Hadiseyi haber alan kahraman Peygamber, beş zilhicce pazar günü yerine Beşir bin
Abdülmünzir'i vekil bırakarak ikiyüz kişilik bir kuvvetle düşmanın peşine düştü
ve karkaratülkudr'e kadar gitti. Müslümanların gelmekte olduklarını haber alan
müşrikler, ağırlık yapan sefer azığı kavrulmuş buğday unu/sevik tulumlarını
atarak çoktan Mekke yolunu tutmuşlardı. Bu sevik tulumları alınarak Medineye
götürüldü ve bu sefere de "Sevik Gazvesi" dendi.
......
Zilhicce ayının onunda ilk defa olarak kurban bayramı idrak ediliyor. O gün
sabah namazından sonra Sevgili Peygamberimiz, aziz arkadaşlarıyla birlikte
namazgâha/namaz yerine yürüdüler. Yine Efendimizin önü sıra Zübeyr bin Avvam
radıyallahü anh'ın Habeşistan'dan getirdiği mızrak taşındı ve bu mızrak kıble
yönüne dikildi. Vakit girince Resuller Resulü, iki rek'at bayram namazı
kıldırdılar. Ve namazdan sonra hutbe okudular; hutbede müminlerden imkânı
olanların kurban kesmelerini buyurdular...müminler, bayramlaşırken meydanlarda
namaz eda etme hürriyeti bahşeden, zaferler lutfeden, Ramazan bayramından sonra
Kurban bayramı bahtiyarlığını da yaşatan âlemlerin Rabbine sevinç gözyaşları
döküyorlardı.
Sevgili Peygamberimiz, beyaz boynuzlu ve gayet sıhhatli iki koç satın aldılar.
Bunlardan birincisini keserken:
- Allahım, bu ümmetimin kurbanıdır.
İkincisini keserken de:
- Allahım bu da Muhammed ve ehli beytinin kurbanıdır, buyurdular...
Ey, öz ailesinden evvel ümmeti için Rabbine kurban kesen Sevgililer Sevgilisi
her şeyimiz kurban olsun aşkına...
Kurbanlar, Selemeoğulları mahallesinde kesiliyordu. İlk defa yaşanan bu Kurban
bayramında ilk defa kurbanlar kesiliyordu. Eshab-ı kiramdan da bir çok kurban
kesenler oldu; kesenler kesemeyenlere kurban hediyeleri taşıdılar. Kurban
etlerinin kokusu burcu burcu göklere yükselirken; bütün eshabı kiram bir tek
aileymiş gibi aynı ortak duygularla bayram ediyorlardı... Evet bir tek aile;
reisi Sevgili Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem olan bir büyük ve
güzel aile; ailemiz.
......
Nereden nereye? Kıyamete kadar değişmeyecek gerçek: "Hiç bir dâvâ yoktur ki
şehidi ve çok üzüleni olmasın." Zaten şehidleri ve acı çekenleri olmayan bir
fikir, davalaşıp bayraklaşamaz. Müslümanlar, zındanlarda, meydanlarda kadınıyla,
erkeğiyle, genciyle hatta çocuğu ile ateşlerde dağlanarak, yılan dilli kırbaçlar
altında şırak şırak vücutları morartılarak, çölün aman vermez güneşi altında aç
susuz kalarak, analar-babalar, evladlarının, evladlar babalarının gözleri önünde
şehid edilerek ve daha nice zulümlere sabır taşlarını çatlatan muazzam
sabırlarla tahammül ettiler. Onlar sabretti. Allahü teâlâ, lutfetti. Bedir, bir
dönüm noktası oldu. Küfre en ağır darbe "ben kuvvetliyim" dediği zaman vuruldu.
Sevgili Peygamberimiz'in "onlar, Allahın yeryüzündeki arslanları'dır" buyurduğu
bu kahramanlar bu ümmetin en seçkinleri olduğu gibi Cebrail aleyhisselamın
haberine göre melekler arasında da Bedr'e iştirak edenler en üstün melek
sıfatını kazandılar. Onların dünya durdukça gelecek her müslümanın üzerinde
hakları var.
......
......
Bedr'de kitapsız kâfirler müslümanlar tarafından mağlub edilirken; bir başka
kitapsız kâfir, ateşperest Fars ordusu da Bizans tarafında yenildi. Haberi alan
müslümanlar, ehli kitabın galip gelmesine sevindiler...
...ama Bedr zaferi, dünyanın büyük güçlerinde farklı yankılar yaptı. Habeşistan,
müslüman hükümdar Eshame önderliğinde zafer haberini sevinçlerle karşıladı..
Hudutları ta arabistana kadar uzayan Bizans ise rahatsız oldu. Rum istihbaratı,
bu sayıları az fakat gözü pek iman ordusunun emin bir şekilde büyükmekte
olduğunu haber veriyordu..
Sadece Bizans istihbaratı mı? Hayır Bedr meydanında yankıları derinlerden gelen
zafer davulları da.. Evet, Bedr'de yıllar yılı zafer davullarının gümbürtüleri
işitildi.
Bedr için; Büyük Bedr, İkinci Bedr, Kanlı Bedr de denildi. Doğrusu O, hak ile
batılın ayrıldığı gün, mücahidlerin kanları ile yazdığı bir destandır...
ŞANLI BEDİR DESTANI...
...artık, îmân küfre ebediyyen galibdir.
Allahü Ekber!...