KATAN SEFERİ
...Tayyi Kabilesi'nden Züheyroğlu Velid, Tuleyb bin Umeyr'in hanımı olan
yeğenini ziyaret için Medine'ye gelmiş Tuleyb radıyallahü anh'ın evinde
misafirdi. Velid, sohbet esnasında Necd taraflarından ilgi çekici haberler
veriyordu.
Velid'in haberleri Esedoğulları kabilesi merkezliydi.
Esedoğullarından Tuleyha bin Huveylid ile kardeşi Seleme bin Huveylid, kendi
kabileleri ile kendilerine bağlı daha küçük kabileleri Uhud'dan henüz ve yorgun
dönmüş müslümanlar üzerine kışkırtarak Medine'yi basmak gibi tehlikeli bir
faaliyet içindeydiler.
Tuleyha ve Seleme, kavim ve kabilelerinden insanlara sesleniyorlardı:
-Aldığımız haberlere göre müslümanlar, Uhud çarpışmalarından bitkin, yorgun ve
çoğu yaralı dönmüşler. Bu bir fırsattır. Bugüne kadar atalar dininden ayrılan bu
insanları kimse hakkıyle cezalandırıp yok veya ıslah edemedi.
Dinleyenlerden biri atıldı:
-Bu şeref belki bize ait olur.
Bir başkası onu destekledi.
-Hem dediklerine göre Kureyş, müslümanları perişan etmiş. Darma-dağınık
imişler...derlenip toparlanma ümidleri yokmuş.
Aşka gelen bir başkası ortaya bir teklif attı:
-Hem Yesrib'de koyun, deve, at ne varsa sürülerini de yağmalar buraya getiririz!
Yine Esedoğullarından birisi Kays bin Haris, onların görüşlerine karşı çıktı:
-Şu dedikleriniz hiç de kabul edilecek görüşler değil.
Sesler yükseldi:
-Niçin, niçin?
-Bir kere Yesrib bize çok uzak. Yağma yapmamız çok zor olur. Ayrıca bizim,
Kureyş gibi asker toplamamız da mümkün değildir. Kureyş, uzun bir hazırlık
döneminden sonra ve arap kabilelerinden yardım ve destek alarak üçbin kişilik
atlı-develi bir orduyla müslümanların üzerine yürüdü. Siz üç yüz kişiden fazla
bir kalabalığı bile bir araya getiremezsiniz. Şahsen ben, zafer ve talih
rüzgârının üzerinize eseceğine ihtimal vermiyorum.
Bu soğukkanlı değerlendirmeye karşı çıkanlar oldu:
-Ama şimdi müslümanlar, hayli hırpalanmış vaziyetteler...
Bu ısrar karşısında sözlerinin faydası olmayacağını anlayan Kays, ancak şu
cümleyi mırıldanabildi:
-Heveslerin tatmini için yapılan savaşların sonu hüsran olur.
Tuleyb, Velid'den öğrendiği bu çok mühim haberi zaman kaybetmeden hemen Sevgili
Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz'e ulaştırdı.
Ne çetin imtihandır ki mücadelenin biri bitmeden; veya biter bitmez hemen bir
başkası başlıyordu.
Resulullah Efendimiz, Muhacirîn ve Ensar'dan yüzelli kişilik bir birlik
toplayarak üç bölük teşkil ettiler ve başlarına kendisine sancak da verdikleri
Ebu Seleme bin Abdul'Esed'i tayin ettiler ve buyurdular ki:
-Yâ Ebu Seleme! Seni bu mücahidlerin başına kumandan tayin ettim. Esedoğulları
henüz hazırlık halindeyken sen onlara baskın ver ve sürülerini yağmala. Çünkü
onlar, müslümanların canlarına ve mallarına zarar vermek azmindeler. Ancak
Allah'ın emir ve yasaklarına uy ve emrin altındakilere şefkatle muamele et.
Efendimizi can kulağı ile dinleyen Ebu Seleme, tam bir teslimiyetle cevap verdi:
-Başüstüne yâ Resûlallah..
İslâm bölüğünün kılavuzluğunu, haberi getiren Velid bin Zübeyr, yapıyordu.
Mücahidler, başlarında komutanları Ebu Seleme bin Abdül'Esed önlerinde kılavuz
Velid bin Zübeyr olduğu halde Esedoğulları'nın yaşadığı Necd'e doğru yol
aldılar. Issız ve sapa yolları takip ediyorlardı...bu sırada müşrikler, Katan
denilen yerde toplanmışlardı. Burası Esedoğulları'na ait bir su başıydı.
Müslümanlar Katan'a yaklaşırken sürülerini yayan Esedoğulları çobanlarını
gördüler. Çobanlardan üçü yakalandı; sürülere el kondu. Bir kısım çobanlarsa
kaçarak Katan'a vardılar. Bir İslâm birliğinin yaklaşmakta olduğu ve
hayvanlarını yağma ve bazı çobanları esir ettiği haberi düşmanı hayli sarstı:
"Muhammedîler Uhud'da mağlub olmuş ve kendilerine gelemez haldeler...bir daha
toparlanamazlar" diyorlardı. Halbuki onlar, şimdi Katan'a kadar gelmiş; rahat
durmayan ve Medine'ye karşı hasmâne niyetler içinde olanların kafasına balyoz
gibi inmek üzereydiler.
Esedoğulları, büyük-küçük savaşabilecek kim varsa olanca güçleri ile
silahlanarak Katan önündeki su başına dizilip islâm kuvvetlerini beklemeye
koyuldular. Medine'yi basmak isteyenler şimdi ancak kendi şehirlerini müdafaa
için hazırlanıyorlardı. O da müdafaa edebilirlerse.
Ebu Seleme radıyallahü anh kuvvetleri, Katan'a vardığında şafak
vaktiydi...kumandan askerlerini hücum nizamına soktuktan sonra onlara kısa bir
konuşma yaptı:
-Ey mücahidler! Allah'ın yüce emirlerine aykırı bir davranışın olmasın. Düşmanı
elinizden kaçırmamak için dikkatli olunuz. Bize kendisi ve Habibi yolunda
çarpışma şerefi veren Allah'a hamdü senalar olsun. Haklarınızı bana ve
birbirinize helâl ediniz! Haydi ey Allah'ın seçkin kulları hücum!!!
Mü'minler, alacakaranlıkta alevden oklar gibi düşmana doğru atıldılar. Sa'd bin
Ebi Vakkas radıyallahü anh, bir düşman kâfirini ânında haklarken; bir bedevi de
Urve bin Mes'ud'u şehid etti, radıyallahü anh...ancak düşman, dehşetli mücahid
taarruzu karşısında duramayacağını anlayınca yüz-geri edip kaçtı ve çil yavrusu
gibi her biri bir tarafa dağıldı. Savaş sadece bir şehidle bitmişti.
Esedoğulları kaçınca aynı su başına müslümanlar karargâh kurdular. Ebu
Seleme'nin emriyle bir bölük karargâhta kaldı. İki bölükse çevreyi tarayarak
düşmanın kalan koyun ve develerini de yağmaladılar.
...İslâm birliği, aynı gün Medine'ye dönmek için yola çıktı. Bir gece yol
alındıktan sonra bir mola ânında komutan, ganimet taksimi yaptı. En evvel
Başkumandan hakkı olarak Resûlullah Efendimiz'in hissesi ayrıldı: Bir köle ve
diğer malların beşte biri... Her mücahide yedi deve ve bir mikdar küçük baş
hayvan düştü..
Sefer on gün sürmüştü.